2022'nin verilerine göre 85 Milyonluk Türkiye nüfusunun %15'ini gençler oluşturmaktadır.Ortalama yaş ise 33,5'tir. Bir ülkede genç nüfusun fazla olması üstünlük olarak kabul edilir. Çünkü bu genç nüfus; üretir, çağı yönlendirir ve güç gösterisidir. Türkiye de sahip olduğu 15-24 yaş arası yaklaşık 13 milyon genç nüfusu ile Avrupa'nın hem genç sayısı olarak hem de genç sayısının toplam nüfusa oranı açısından diğer ülkeleri geride bırakmış durumdadır.
Peki bu muazzam büyüklükte demografik güçten ülkece ne kadar faydalanabiliyoruz ya da bizim penceremizden bakacak olursak gençler bu durumun faydasını ne kadar yaşıyor ?
Bugün aslında herkesin bildiği, kiminin bizzat yaşadığı, kiminin de görüp fakat görmezlikten geldiği, Türk gençlerinin sorunlarından biraz bahsedeceğim.
Bu sorunların başında elbette ki gelecek kaygısı geliyor. Çünkü geldiğimiz noktada üniversite okumanın ya da bir konuda yetkin olmanın yetmediği, liyakatin çok da işlemediği, en basit konumdaki işler için bile önemli bir referansın iyi bir cv'ye yeğlendiğini biliyoruz ve hatta yaşıyoruz. Hal böyle olunca gençlerdeki umutsuzluk, iş ve gelecek kaygısı da katlanarak artıyor.
Gençleri derinden etkileyen bir başka konu ise ülke genelindeki ekonomik sıkıntılar. 13 yaşından 22 yaşına kadar ciddi bir ekonomik zorluk silsilesinin içinde geleceklerini kurmak ve kendilerini yetiştirmek için uğraştıkları yaşlarda; niteliksiz eğitimle iyi bir üniversiteyi nasıl kazanacakları ile, fahiş dershane ve kitap fiyatlarıyla ilgilenmek zorunda bırakılıyorlar. Üniversiteyi kazandıktan sonra da sorunlar bitmiyor. Her apartman katına açılan ve işi yalnızca hayal satmak olan üniversitelerde okuyabilmek için barınma kaygısı başlıyor bu kez. Yaşanabilecek ölçütlerde olmayan yurt odalarına para yetiştirmek imkansız hale geliyor. Sosyal medyanın gündemini her gün dolduran yurt sorunları da cabası. Yemekhane ve asansör faciaları bunun en net göstergelerinden biri. Üstelik mezun olduktan sonra iş bulmaları bile muamma iken bunca sorunla cebelleşerek, gençliğin getirdiği potansiyel üretim gücünü ve şevki kaybediyorlar.
İşsizlikten bahsetmişken TÜİK işgücü verileri;
-Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre gençlerde işgücüne katılma oranı 2022 yılında %43,8'dir. Genç erkeklerde işgücüne katılma oranı %56,2, genç kadınlarda ise bu oran %31,0'dır.(2022)
-Gençlerde işsizlik oranı 2022 yılında %19,4'tür. Genç erkeklerde işsizlik oranı %16,4, genç kadınlarda ise bu oran %25,2'dir. (2022)
-Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı 2022 yılında %24,2'dir. Genç erkeklerde ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı %16,4, genç kadınlarda ise bu oran %32,3'tür. (2022)
Verilerden anlaşılacağı üzere birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.
-Genç kadınların istihdamdaki yerinin azlığı.
-Her 4 gençten 1'inin ne eğitimde, ne de istihdamda yer alması.
-Ve her 5 gençten 1'inin işsiz olması,
Muazzam bir güç, muazzam bir potansiyel fakat sistemdeki yanlış politikalar nedeniyle bu güçten yararlanılamaması ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. Eksi netlerle girilen üniversiteler ya da gereğinden fazla açılan kontenjanlar gençlerin sadece işsizlik oranlarındaki görünürlüğünü saklıyor. Yurt dışında, birçok ülkede gençler erken yaşta üretime kazandırılıyor ve ortalama bir Türk gencine göre kendi ayakları üzerinde durmaya daha erken başlıyorlar. Bize fark atmaya başladıkları yer de buradan başlıyor zaten.
Ben bu yazımda daha çok sorunların ekonomik boyutunu ele almış olsam da eğitimden, sosyal yaşantıya kadar birçok sorun mevcuttur ve Türkiye gibi ekonomik anlamda kendisine hedefler koyan ve potansiyeli olan bir ülkenin öncelikle bunları çözmesi gerekmektedir.
Bulunduğumuz coğrafya zaten konforun coğrafyası değil. Bunun herkes farkında. Doğru politikalar, doğru yönlendirmeler ile gençlikten alınabilecek maksimum seviyede çalışma gücü ile Türkiye hedeflediği gibi dünyanın en büyük ekonomileri içine tekrar girebilir. Bu da liyakat esasından ve bilime dayalı politikalardan geçmektedir.
Gençler bir ülkenin en önemli serveti, gücü ve umududur. Asgari ücret altında zor şartlara hapsetmemek; içtiği kahveden, kullandığı telefona, giydiği kıyafete kadar layık görmemek yerine şartlarını iyileştirmek gerekir. Yani gereken değeri vermek gerekir. Çünkü en az bir Avrupalı, Amerikalı kadar standart yaşam koşullarını hak etmektedir.





