Geçmişte Türkiye'de başarı tek bir cümleyle tarif edilirdi: "İyi bir üniversite kazan, masa başı bir iş bul, hayatını kurtar."
Bu cümle, yıllarca birçok ailenin çocukları için kurduğu ortak hayaldi. Üniversite diploması yalnızca bir eğitim belgesi değil; aynı zamanda ekonomik güvenliğin, toplumsal statünün ve orta sınıfa dahil olmanın ilk adımıydı.
Ancak bugün aynı cümleyi kurmak giderek zorlaşıyor. Çünkü burada iki farklı mevzu var: Birincisi, mezun olduktan sonra iş bulabilmek; ikincisi ise bulunan işin ortalama bir hayat standardı sağlayacak gelir sunması. Her ikisi de eskisine kıyasla çok daha zor.
Eskiden orta sınıfın doğal hedefleri arasında yer alan ev sahibi olmak, otomobil almak, yılda bir kez tatile çıkmak, yurt dışını görmek ya da düzenli birikim yapabilmek bugün birçok üniversite mezunu genç için ulaşılması güç hayallere dönüştü.
Buna karşılık sanayide yetişmiş bir tamirci, deneyimli bir kaynak ustası, elektrik teknisyeni, bakım uzmanı veya nitelikli bir makine operatörü birçok sektörde beyaz yakalı çalışanlardan daha yüksek gelir elde edebiliyor. Çünkü üretim durmuyor; fakat üretimi sürdürecek nitelikli insan sayısı her geçen gün azalıyor.
Yıllarca meslek liseleri ve teknik eğitim ikinci plana itildi. Üniversite ise neredeyse tek başarı ölçütü haline getirildi. Sonuç ortada: Bir tarafta diplomalı işsizlerin sayısı hızla artarken, diğer tarafta işletmeler aradığı teknik personeli bulamıyor.
Asıl sorun eğitim almak değil; eğitimin ekonomik gerçeklerden kopuk biçimde planlanmasıdır.
Her yıl binlerce genç, mezun olduğunda nasıl bir iş piyasasıyla karşılaşacağını araştırmadan yalnızca üniversite okumak için tercih yapıyor. Her şehre açılan niteliksiz üniversiteler; gençlerin işsizliğini 4 sene ötelemekten, verilerde genç işssizliğini maskelemekten başka hiçbir işe yaramıyor. Üzerinde yeterince düşünülmeden yapılan tercihler, mezuniyet sonrasında iş gücü piyasasının talepleriyle örtüşmüyor.
Gençlerin artık şu gerçeğin idrakında olması gerekiyor:
Diplomanın değil, yetkinliğin kazandırdığı bir çağdayız.
Bugün işverenler yalnızca diploma aramıyor. Yabancı dil, dijital beceriler, yapay zeka okuryazarlığı, teknik uzmanlık, problem çözebilme yeteneği ve üretkenlik arıyor. Çünkü günümüz ekonomisinde bilgi kadar beceri de değer üretiyor. Üniversite sayısının hızla artmasına rağmen eğitim kalitesinin düştüğü bölümlerde mezun olan gençlerin gerekli yetkinlikleri kazanamaması ise işsizliği kaçınılmaz hale getiriyor.
Bu nedenle mesele "Üniversite okuyun." ya da "Üniversite okumayın." tartışması değildir. Türkiye'nin iyi doktorlara, öğretmenlere, mühendislere, hukukçulara ve akademisyenlere her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Ancak aynı ölçüde iyi teknisyenlere, nitelikli ustalara, üretim uzmanlarına ve ara kademe teknik personele de ihtiyaç duyuluyor.
Toplum olarak yıllarca gençlere tek bir başarı hikayesi anlatıldı. Oysa bugün başarının tek bir yolu yok. Bazen iyi bir mühendis olmak kadar iyi bir teknisyen olmak da güçlü bir kariyer sunabiliyor. Ünvan anlamında tatmin etmese de bazı sektörlerde ekonomik karşılığı çok daha yüksek olabiliyor.
Belki de artık eğitim sistemimizi şu soruyla yeniden değerlendirmeliyiz:
Gençleri diploma almaya mı hazırlıyoruz, yoksa hayat kurmaya mı?
Çünkü orta sınıfın sessizce eridiği bir ekonomide sadece diploma dağıtarak refah üretmek mümkün değil. Üretimle, teknolojiyle ve piyasasının iş gücü ihtiyaçlarıyla uyumlu bir eğitim politikası oluşturulmadığı sürece hem gençlerin hayalleri hem de ülkenin ekonomik potansiyeli zarar görmeye devam edecek.
Üniversite tercihi yapacak gençlere son bir tavsiye:
Tercih listenizi hazırlarken yalnızca puanlara, sıralamalara ya da toplumun yıllardır tekrar ettiği kalıplara bakmayın. Kendinize şu soruları sorun:
"Beş yıl sonra bu alanda gerçekten ihtiyaç olacak mı? Bu meslekte kendimi geliştirebilir miyim? Üretebilir miyim?"
Çünkü geleceğin dünyasında sizi ayakta tutacak olan yalnızca diplomanız değil; değişime uyum sağlayabilen, sürekli öğrenen ve bulunduğu alanda değer üretebilen bir birey olmanızdır.
Belki de artık gençlere "Ne olursan ol, yeter ki üniversite oku." demek yerine, "Ne iş yaparsan yap, en iyisini yap ve gerçek bir yetkinlik kazan." demenin zamanı gelmiştir.





