Siyaset, bazen sadece seçim değil, sabır ve sinir testidir.
AKP iktidarı bu testi yıllardır kirli yollarla geçmeye çalışıyor. Haktan, hukuktan, adaletten söz ediyorlar; ama işler ciddiye binince hep şeytanın avukatlığına soyunuyorlar.
Bugünlerde ise yeni bir oyunla karşı karşıyayız.
Halkın desteğini kaybeden bir iktidar, muhalefeti sandıkta yenemeyeceğini anlayınca, yargıyı bir sopa gibi kullanarak CHP’yi içeriden parçalamaya çalışıyor.
Üstelik bunu yıllarca “Bay Kemal” diye küçümsedikleri, her seçimde yerden yere vurdukları Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden CHP’nin başına getirmeye kalkarak yapıyorlar.
Sorulması gereken ilk soru şu:
Bunca zaman “başarısız” dedikleri bir ismi neden şimdi yeniden parlatıyorlar?
Cevap basit: Çünkü Kılıçdaroğlu onlar için tanıdık, kontrollü ve kullanılabilir biri.
Ama Özgür Özel ve ekibi öyle değil.
Kasım 2023’teki CHP kurultayında Özel’in genel başkan seçilmesi ve İmamoğlu ile birlikte güçlü bir ekip kurması, AKP iktidarının kabusu oldu.
Çünkü bu ekip, gerçekten iktidara yürüyecek bir umut yarattı.
Ve işte tam o andan itibaren, kumpasların düğmesine basıldı.
İmamoğlu’nun diploması iptal edildi, 19 Mart’ta tutuklandı.
CHP’li belediye başkanlarına ardı ardına davalar açıldı.
Yandaş medya, bir kirli senaryoyla CHP’yi yolsuzluk batağında göstermeye çalıştı.
Ama halk bu hikâyeye inanmadı.
Çünkü bu kumpaslar artık tanıdık.
Hukukun arkasına saklanarak, siyaseti dizayn etmeye çalışan bir zihniyetin yeni hamleleri sadece gürültü çıkarıyor ama inandırıcılık yaratamıyor.
Ve şimdi sıra geldi “en büyük turp”a…
Mahkeme eliyle CHP’nin seçilmiş yönetimini görevden alıp yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu geçirme planı gündemde.
Yani halkın değil, hakimin belirlediği bir genel başkan.
Bu, sadece CHP’ye değil, Türkiye’deki demokrasiye indirilen en ağır darbelerden biri olur.
Bu noktada şunu da açıkça söylemek gerekir:
CHP içindeki bazı kliklerin bu oyuna göz kırpması da ayrıca düşündürücü.
Kılıçdaroğlu, genel başkanlığı kaybettikten sonra ne partiye sahip çıktı, ne yeni yönetime destek verdi.
Tam tersine, sessizce izledi, zaman zaman da eleştirmekten geri durmadı.
Şimdi “kurtarıcı” rolüyle ortaya çıkması, halkın gözünde inandırıcılığını yitiriyor.
Demokratik kitle örgütleri, CHP’nin eski genel başkanları ve Türkiye İşçi Partisi bu hukuksuzluğu açıkça reddediyor.
Ben de aynı çizgideyim.
(CHP içindeki dar Alevi çevreleri eleştirilirken de inançlarını değil, siyasetle ilgili bir eleştiri yapıldığını da özellikle belirtmek isterim. Alevi inancına ve mensuplarına duyduğum saygı sonsuzdur.)
2028 Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, CHP’yi içeriden bölmek, enerjisini iç tartışmalara hapsetmek isteyen bu hamle, Saray’ın siyasi mühendisliğidir.
Yargı eliyle yapılmak istenen şey, halkın iradesine karşı darbe girişiminden farksızdır.
30 Haziran’da görülecek dava, bu kirli planın açığa çıktığı gündür.
Saray isterse kararı erteler, isterse “artık yeter” deyip Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına geçirir.
Ama bilsinler ki, bu hesap halktan dönmeye mahkûmdur.
CHP’nin bugünkü yönetimi, tüm bu kumpasların üstesinden gelebilecek iradeye, akla ve halk desteğine sahiptir.
Ve biz bu filmi daha önce çok izledik:
Halkı yok sayanlar, bir gün halk tarafından yok edilir.
Sandık gelir, hesap sorulur.
O gün geldiğinde, kimse “ben bilmiyordum” diyemez.





