Son haftalarda Zonguldak’tan gelen haberler, bir şehirden çok daha fazlasını anlatıyor.
Bir çocuk, arkadaşını ateşe veriyor.
Bir diğeri, boğarak işkence ediyor.
Bir başka öğrenci okula bıçakla geliyor.
Ve bir çocuk daha, arkadaşının çenesini kırıyor.
Bu olaylar yalnızca “Zonguldak’ta okul şiddeti” başlığıyla geçilecek kadar basit değil.
Bu tablo, Türkiye’deki çocukluk çağının sessiz çığlığıdır.
**
Bir Çocuğun Şiddeti, Toplumun Aynasıdır
Hiçbir çocuk şiddetle doğmaz.
Bir çocuğun kalbine öfke, diline küfür, eline bıçak dolması;
yoksulluğun, sevgisizliğin, ilgisizliğin ve değersizliğin birikimidir.
Bu birikimi kimler yarattı?
Aile, ekonomik sıkışmışlıkla ayakta kalmaya çalışırken,
öğretmen, kalabalık sınıflarda duygusal desteği yetiştiremez hale geldi.
Okul, sınav ve başarı baskısının laboratuvarına dönüştü.
Sosyal kurumlar, psikolojik destek mekanizmaları yetersiz kaldı.
Ve toplum, ekranlardan izlediği şiddete giderek duyarsızlaştı.
Bugün Zonguldak’ta yaşananlar yalnızca yerel bir mesele değil,
Türkiye’nin genelinde büyüyen bir toplumsal yaradır.
**
Veriler Ne Diyor?
Türkiye’de son beş yılda çocukların karıştığı şiddet olayları %42 arttı.
Sosyologlar, bu artışın yalnızca bireysel öfke değil, toplumsal stres, ekonomik baskı ve kültürel çürüme ile ilişkili olduğunu söylüyor.
Pandemi sonrası dönemde yalnızlaşan, dijital dünyada kimlik arayan, evde ve okulda sesini duyuramayan çocuklar…
Artık şiddeti bir “dil” olarak kullanıyor.
Bir çocuğun ruh sağlığı bozulduğunda, bu sadece bir aileye değil,
bütün bir topluma yansır.
**
Okulun Sessiz Krizi
Okullar, sadece derslerin işlendiği değil, çocukların “insan olmayı” öğrendiği yerlerdir.
Ama biz, yıllardır başarıyı yalnızca not ortalamasıyla ölçüyoruz.
Oysa bir çocuğun kalbinde adalet, empati, vicdan eksildiyse;
en yüksek ortalama bile geleceği kurtaramaz.
Her okulun duvarında şu cümle yazılmalı:
“Bir çocuğun ruhu yanarken, hangi ders işlenir?”
**
Sessizliği Bozmak Zamanı
Bu noktada yapılması gereken bellidir:
- Okul psikolojik danışmanlık sistemleri güçlendirilmeli.
- Sosyal destek birimleri ve çocuk koruma ağları etkin çalışmalı.
- Velilerle eğitimciler arasındaki iletişim yeniden kurulmalı.
- Medya, şiddeti “haber” değil, “uyarı” olarak sunmalı.
Çünkü bir çocuk başka bir çocuğa zarar veriyorsa,
sadece o çocuk değil, biz yetişkinler de sınıfta kalmışız demektir.
**
Bir Sonuç Değil, Bir Başlangıç Olsun
Zonguldak’ta yaşananları “ne oldu?” diye değil,
“neden oldu?” diye konuşmalıyız.
Sorulması gereken soru şu:
Çocuklarımıza ne oluyor? değil,
biz çocuklarımıza ne yapmıyoruz?





