Masumiyetin suretine bürünmüş, henüz bıyığı terlememiş çocukların işlediği cinayetlere baktığımızda, donup kalıyoruz. İlk tepkimiz, anlık bir öfke patlaması, bir kavgadan ibaret olduğunu düşünmek oluyor. Kendimizi kandırdığımız o sığınak ne kadar da sahte, ne kadar da pamuk ipliğine bağlı...
Bu cinayetler, "anlık" bir öfkenin değil, ilmek ilmek işlenmiş, çürümüş bir ruh halinin en vahşi sonucudur. Bu, erken yaşta zehirle şekillenmiş, içleri boşaltılmış ruhların vardığı son duraktır. Ve biz, bu avcı ruhlu çocuklara baktığımızda, hepsinin aynı karanlık pınardan beslendiğini görüyoruz: Ağır bir değersizlik duygusu.
Kendilerini "yok" sayan, "önemsiz" hisseden, toplumun görünmez kıldığı bu çocuklar, içlerindeki o devasa boşluğu doldurmak için bir av arayışına çıkıyor. Bu boşluk öylesine can yakıcı ki, onu dışarıya, en kolay hedefe yöneltiyorlar. Ve o hedef, genellikle en savunmasız olan oluyor: İyi olan.
İyi olan her şey, onlar için adeta bir hakarete dönüşüyor. Ahlak, sakinlik, güzel bir yüz, umut dolu bir bakış... Kendi sahip olamadıkları, içlerinde yeşertemedikleri her ne varsa, karşılarındakini bir av, kendilerini ise avcı konumuna getiriyor. Empati mekanizması daha baştan iflas etmiş, vicdanları askıya alınmış bu ruhlar, şiddetin ve aşağılanmanın beslediği bir iklimde büyüyorlar.
Bu, basit bir kıskançlık değil. Bu, varoluşsal bir çığlık. "Ben neden değerli değilim?" sorusunun, "Sen neden yaşamalısın?" sorusuna dönüşmüş hali. Ve bu noktada o cümle, bir anayasaya dönüşüyor: "Güzel yüzlü, iyi ahlaklı olmak; ulaşamadıkları her şey." Ulaşamadıklarını yok etme, kendilerini eksik hissettiren her şeyi ortadan kaldırarak var olma içgüdüsüyle hareket ediyorlar.
Onlar "canavar" olarak doğmadılar. Ama onları canavara dönüştüren zehirli bir kültürün içinde büyüdüler. O kültür ki;
* Şiddeti bir dil gibi normalleştirdi.
* Gücü, acımasızlığı yüceltti.
* Merhameti, zayıflık olarak kodladı.
* Cezayı, sınırları olmayan bir şova dönüştürdü.
Hepsi bu suçun ortağı. Sorumluluğu sadece çocukların omuzlarına yükleyip kenara çekilemeyiz.
Asıl tehlike ise şu: Bu ruh hali bir salgın gibi yayılıyor. Bizler "Ama onlar daha çocuk" diyerek merhamet maskesi altında asıl soruyu sormaktan kaçıyoruz: "Biz nasıl bir insan tipi üretiyoruz ve bu avcı neslin yayılmasına nasıl izin veriyoruz?"
Yaptıklarının bir cezası, bir bedeli olmadığını gördükçe daha da pervasızlaşıyorlar. Şiddet, sosyal medyada bir gösteriye, bir "beğeni" aracına dönüşüyor.
Bu, bir alarmdır. Bu, toplumun vicdanına çalınan bir kara zildir. Bugün bu alarmı duymazdan gelir, bu çürümeye karşı net ve caydırıcı yaptırımlar uygulamazsak, yarın o avcıların listesine yeni isimlerin eklenmesine seyirci kalacağız. Adalet, sadece kurbanlar için değil, toplumun geleceği için de sağlanmalıdır. Yoksa bu av, asla bitmeyecek.





