Türkiye, ağır bir ekonomik krizin, adalet arayışının ve derinleşen toplumsal eşitsizliklerin gölgesinde yol almaya çalışıyor. Halk, nefes alacak bir umut arıyor. Böyle bir dönemde muhalefetin gündeminde, halkın sorunları değil de parti içi tartışmaların, sosyal medya polemiklerinin ve karşılıklı açıklamaların öne çıkması, siyasetin ciddiyetini gölgelediği gibi toplumun beklentilerine de sırtını dönüyor.
Oysa Cumhuriyet Halk Partisi, sıradan bir siyasi hareket değildir. 1923’te bir imparatorluğun küllerinden doğan Cumhuriyet’in kurucu iradesi olarak, ulusun bağımsızlığını, halkın iradesini ve demokrasiyi inşa eden bir mücadele geleneğidir. Bu partinin tarihi; Anadolu’nun köylerinden maden ocaklarına, fabrikalardan üniversite amfilerine kadar, halkın eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle yoğrulmuştur.
Bugün ise aynı partinin vitrini, yurttaşın gözünde farklı bir manzara çiziyor: koltuk hesapları, hizip tartışmaları ve karşılıklı suçlamalar… Oysa yurttaşın gündemi çok daha ağırdır: işsizlik, yoksulluk, adalet talebi ve gençlerin umutsuzluğu. İnsanlar, pazar filelerini dolduracak, çocuklarının geleceğine ışık tutacak çözümler beklerken, kendi içine kapanmış bir parti görüntüsü, güven değil kırgınlık yaratıyor.
Üstelik unutulmamalıdır: Bugün Türkiye’nin dört bir yanında halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanları, hukuksuz şekilde tutuklu bulunuyor. Halkın iradesi gasp ediliyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na açılan davalar, verilen cezalar ve kurulan siyasi kumpaslar, sadece bir kişiye değil; milyonların demokratik tercihine yöneltilmiş bir darbedir. Böyle bir tabloda, CHP’nin görevi kendi içine kapanıp kavga etmek değil; halkın iradesini savunmak, baskıya ve adaletsizliğe karşı daha gür bir ses yükseltmektir.
Parti içi rekabet, kuşkusuz ki demokrasinin vazgeçilmez unsurudur. Ancak bu rekabet, kişisel çıkarların gölgesine sığındığında; tarihsel misyon yerini günübirlik kavgalara bırakır. CHP’nin büyüklüğü, bireysel hesaplarla değil, halkın çıkarlarıyla şekillendiği dönemlerde ortaya çıkmıştır.
Bugün yapılması gereken şey açıktır: Enerjiyi parti içi çekişmelere tüketmek yerine, toplumun karşısına güçlü, umut veren bir siyaset koymak. Bu yalnızca siyasal bir tercih değil, aynı zamanda ahlaki ve tarihsel bir sorumluluktur.
Vatandaş, kimin hangi listeyi desteklediğiyle değil, hangi sorunu çözdüğüyle ilgilenir. Tarih bize şunu öğretmiştir: Bu topraklarda iktidarlar değişir, krizler yaşanır ama halk, umut veren siyasetçiyi unutmaz. CHP de varlığını, ancak halka umut olabildiği ölçüde sürdürebilir.
Bugün yapılması gereken, birbirimizi yıpratarak değil yan yana durarak; birbirimizi suçlayarak değil birbirimizi güçlendirerek; koltuk kavgasıyla değil halkın iktidarı hedefiyle yürümektir.
Çünkü Cumhuriyet’i kuran iradenin mirasçıları olarak unutmamalıyız ki: Bu partinin tarihi, kişisel hesapların değil, halkın iradesinin tarihidir. Eğer bu gerçeği görmezden gelirsek, sadece bugünü değil, yarını da kaybederiz.





