Gazetecilik; okura bilgi vermek, gerçeği aydınlatmak ve olayların ardındaki hakikati ortaya koymak için yapılır. Ancak bazen satır aralarına yerleştirilen kelimelerin bilgi vermek için değil; algı üretmek, ima etmek ve karalamak için seçildiğine de tanık oluruz.
Bugün bir yerel haber sitesinde yayımlanan, “Tahsin Erdem ile birlikte hayatı değişenler” başlıklı bir köşe yazısında ismimin de bu çerçevede anıldığını gördüm. Yazının kurgusu, okuyana sanki hayatımın bir seçim akşamı bir anda değiştiği ve bulunduğum yere yalnızca siyasi bir sonuç sayesinde geldiğim izlenimini vermeyi amaçlıyor.
Oysa gerçek, masa başında üretilen bu basit imalardan çok daha açık ve çok daha emek doludur.
Evet, yıllarca seçim süreçlerinde çalıştım. Bu yeni bir heves değil; çocuk yaşlarımda, gençlik kollarından bu yana sokak sokak, kapı kapı dolaşarak verdiğim uzun bir mücadelenin parçasıdır. Zonguldak’ın mahallelerinde, sokaklarında insanlarla kurduğum bağın temelinde siyasi hesaplar değil, samimi bir emek vardır.
Ancak yıllara yayılan bu çabayı basit bir “iş kapma hikâyesi” gibi sunmak; yalnızca emeği küçümsemek değil, aynı zamanda liyakati yok saymaktır.
Benim hayatım bir seçim gecesi değişmedi.
Ben yıllardır okuyan, yazan, üreten ve bulunduğu şehre katkı sunmaya çalışan biriyim.
Bugün bulunduğum noktaya kimsenin lütfuyla gelmedim.
Ne elde ettiysem çalışarak, sorumluluk alarak ve mücadele ederek elde ettim.
Benim hikâyemde bir “ikram” yoktur.
Benim hikâyemde emek vardır.
Bir şehri gerçekten anlamak isteyenler, masa başında yazılan kulis hikâyelerine değil; sahada verilen gerçek mücadelelere bakmalıdır. Bir insanın yıllara yayılan emeğini görmezden gelip onu tek bir siyasi sonuca indirgemek gazetecilik değil, niyet okumaktır.
Bu şehirde değişmeyen tek gerçek şudur:
Emek her zaman var olmaya devam eder.
Sorun emek değildir.
Sorun, o emeği görebilecek adil bir bakışa sahip olup olmamaktır.





