Gazetecilikte bazı anlar vardır; kalemi elinize alırsınız ama kelimeler düğümlenir. Çünkü yazacağınız konu, sadece bir haber değil, bir dönemin, bir emeğin ve bir tanıklığın özetidir. Bugün o anlardan birini yaşıyorum. Merve Kır Müftüoğlu'nun Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifası, benim için sadece bir siyasi ayrılık değil; yıllarca omuz omuza yürüdüğümüz bir yol arkadaşının sessiz ama kararlı bir çığlığıdır.
Bu yazıyı sadece bir gazeteci refleksiyle kaleme almıyorum. Ben 37 yaşındayım ve çocuk denecek yaşlarımdan itibaren, tam 22 yıl boyunca, bu partinin hiçbir resmi görevim olmadığı dönemlerde dahi bir neferi olarak emek verdim. O koridorların, o sokakların, o seçim otobüslerinin ne demek olduğunu bilirim. İşte bu yüzden, Merve ile siyasetin çetin yollarında sadece aynı partinin mensupları değildik; aynı zamanda profesyonel bir çalışma disiplinini ve bir davanın yükünü paylaşan iki insandık.
Onu gerçekten tanıyanlar bilir; Merve için siyaset, parlak ışıklar altında poz vermek ya da kariyer basamaklarını tırmanmak değildi. Onun siyaseti, sokaktaydı. Bir annenin titreyen sesindeki derdi, bir gencin gözlerindeki umutsuzluğu, bir işçinin nasırlı ellerindeki sessiz isyanı kendi meselesi bilen bir sorumluluk alanıydı.
Yazının başındaki o vurucu cümle gibi, "Bazen siyasette asıl mesele koltuk değildir. Asıl mesele, insanın aynaya bakabildiği o sessiz andır." İşte bu istifa, tam da o anın bir yansımasıdır. Konfor alanını terk etmenin, alışılmış düzeni bozmanın ve en önemlisi, her türlü eleştiriyi göze almanın bedelini ödemeyi seçen cesur bir duruştur.
Türkiye siyaseti ne yazık ki uzun zamandır ya mutlak biat ya da sert bir kopuş arasında sıkışmış durumda. Bu iklimde, bireyin kendi iradesiyle bir yol ayrımına gelmesi çoğu zaman sığ etiketlerle damgalanır. Hele ki bu kararı alan bir kadınsa… İşte o zaman, siyasi aklın yerini cinsiyetçi önyargılar alır.
Kulislerde fısıldanan o çirkin ima: "Kocası orada, o yüzden gitti." Bu, bir kadının emeğine, aklına ve siyasi iradesine yapılabilecek en büyük hakarettir. Kendinize bir an için sorun: Aynı kararı bir erkek siyasetçi alsaydı, "eşi orada olduğu için gitti" denir miydi? Elbette hayır. Onun kararı "stratejik", "ilkeli" veya "vizyoner" olarak analiz edilirdi. Ama söz konusu bir kadın olunca, onun kendi iradesi, kendi vicdanı yok sayılır; kararları hep bir erkeğe, bir aile bağına indirgenir. Merve’nin bu adımı, tam da bu köhne zihniyete bir meydan okumadır. Onun mücadelesi, sadece siyasi bir duruş değil, aynı zamanda kendi karar alma hakkını sonuna kadar kullanma mücadelesidir.
Bu istifayı stratejik bir hamle ya da anlık bir tepki olarak okumak, onun sahadaki emeğine ve karakterine haksızlık olur. Bu, bir kırılmanın, bir iç hesaplaşmanın ve en nihayetinde bir yol ayrımının sonucudur. Çünkü siyaset uzun bir yürüyüştür ve bazen aynı hedefe inanmanıza rağmen, yürüdüğünüz yolun sizi o hedefe götürmediğini anlarsınız. İşte o an, karakterin ve vicdanın konuştuğu andır.
Bir partiden ayrılmak, ideallerden vazgeçmek anlamına gelmez. Bir yoldan dönmek, mücadeleyi bırakmak demek değildir. Bazen yeni bir sayfa açmak, inandığınız kitabın başka bölümünü yazmak için atılmış bir adımdır.
Ben bu kararı; kişisel bir cesaret, siyasal bir özerklik ve derin bir sorumluluk bilinci olarak okuyorum. Bu karara katılmak ya da katılmamak ayrı bir tartışma konusu. Ancak kendi iradesiyle alınmış bir karara saygı duymak, demokrasinin ve insan olmanın asgari gereğidir.
Türkiye’nin ihtiyacı, birbirini yok sayan değil, birbirini dinleyebilen siyasetçilerdir. Ve belki de en çok, aynaya baktığında kendisiyle barışık kalabilen, kararının arkasında dimdik durabilen insanlardır.
Yolun açık olsun Merve Kır Müftüoğlu Emeğin, mücadelen ve cesaretin, hangi yolda yürürsen yürü, sana her zaman ışık tutacaktır. Başarılar diliyorum.





