Geçen gün Erdoğan’ın Hatay’da yaptığı konuşmada; merkezi yönetimle yerel yönetimin el ele olmaması halinde, daha doğrusu yerel yönetim iktidar partisinde olmazsa o il hizmet alamaz, tıpkı Hatay gibi garip kalır ifadelerini hatırlarsınız. Hemen arkasından yazılan bir düzenleme Resmî Gazete’de yayınlandı. Belediyelerin yatırım için dış kredi almaları Saray’ın iznine tabiydi. Şimdi iç borçlanmaları da Saray’ın iznine bağlandı. Demek ki iddialar doğruymuş. Amaç CHP’li belediyelerin hizmet yapmasını engellemekmiş.
Bu süreçte 31 Mart seçimleri için gerçek belediyecilik sloganını kullandıklarını görüyoruz. Tabi bu slogan akla bazı sorular getiriyor.
Öncelikle merkezi yönetimle yerel yönetimin iktidar partisinde olması sözlerine açıklık getirelim. Son 1 yolluk süreçte AKP iktidarı tarafından sadece Hatay yalnız bırakılmamıştır. Başta Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere, CHP’nin elinde olan belediyelerin halka hizmet etmesini engellemek için merkezden yapılan yardımlar büyük ölçüde kesilmiştir. Bu amaçla talep edilen dış kredilere izin verilmemiştir. İktidarın emrinde olan kamu bankaları da CHP’li belediyelere kredi açmamıştır.
Ondan sonra Erdoğan çıkacak, CHP’li belediyeler hizmet vermiyor diyecek. Yok öyle yağma! Bu durum CHP’li belediyeler tarafından her gün gündeme getirilmelidir.
Gerçek belediyecilik sloganına, sözüne gelirsek sorulacak çok soru var. AKP’li belediyeler şimdiye kadar neden gerçek belediyecilik yapmadı da bugün böyle bir sloganla ortaya çıkıyorlar? Başka bir deyişle AKP’li belediyeler bugüne kadar sahte belediyecilik mi yaptı? Belediye kaynaklarını boşa mı harcadılar? O koltuklarda yalan ve yanlış işler mü yapılıyordu? İhaleleri yandaşa verip, onları mı zengin ettiler? Yoksa kendileri cebellezi mi yaptı?
**
Sıraladığım konularda sorulacak sorular arttırılabilir. Bunun için işaretleri takip etmek ve görmek lazım.
**
Bütün bunlar Atatürk düşmanlığı değil mi?
Ülkeyi değiştirmek ve dönüştürmek isteyen siyasi İslamcı AKP iktidarının çabalarının, politikalarının, sözlerinin, uygulamalarının kesintisiz olarak devam ettiği görülüyor. Halkı yönlendirmek ve inandırmak için her alanda çakışmaları devam ediyor.
**
Bilindiği üzere Tuzla Piyade Okulu’ndaki 10 Kasım törenlerinde yakalarına Atatürk resmini takmayarak saygısızlık gösteren, bunu söz ve davranışlarıyla yansıtan 3 teğmene, Atatürkçü olan 4 teğmen haklı bir tepki göstermişti. Olayın ardından açılan idari soruşturma sonuçlandı. Toplam 7 teğmen TSK’dan ihraç edildi. Tabi siyasiler ve halk elmalarla armutların aynı kaba konulmasını hayretle karşıladı.
Olaya tepki gösteren CHP Genel Başkanı Özgür Özel; Atatürk’e saygısızlık yapanlarla, bunlara tepki gösterenlere aynı cezanın verilmesi abesle iştigal etmektir dedi.
Özgür Özel haklı. Atatürk’ün kurduğu Türk ordusundan Atatürkçü teğmenlerin atılmasının bir gerekçesi olamaz. Siyasi İslamcı iktidarın elinde olan Milli Savunma Bakanlığı bu uygulamayla, adeta Atatürk’e karşı olduğunu göstermiştir. Bu kararı başka türlü anlamak mümkün değildir. Bu kararın amacı Atatürk’ü silmeye yöneliktir.
Diğer taraftan Atatürk’e saygısızlık yapanların geçmişi, ilişkileri ve faaliyetleri, herhangi bir tarikata mensup olup olmadıkları, hangi sahtekar sakallının etkisinde kaldıkları AKP’nin yarattığı siyasi dinci iklimden ne ölçüde etkilendikleri, Harp Okulu’na nasıl girdikleri gibi soruların cevabı verilmemiştir. Kamuoyuna bunlar açıklanmamıştır. Ayrıca idari soruşturmayı yapan ordu mensuplarının geçmişleri de masaya yatırılmalıdır. Bu kararı nasıl, kimin etkisiyle vermişlerdir.
Bütün bu yaşananları Atatürk düşmanlığı olarak değerlendirmeyelim de ne yapalım?!





