Türkiye’nin dört bir yanı yine duman altında.
Alev alev yanan ormanlar, panik içinde koşuşturan köylüler, çaresizce göğe bakan çocuklar…
Ve bir yanda da Meclis’ten geçen bir yasa: “İklim Değişikliğiyle Mücadele Yasası”.
İlk bakışta umut verici görünüyor. Çünkü bu, Türkiye’nin tarihinde kabul ettiği ilk kapsamlı iklim yasası.
Sera gazı emisyonlarının azaltılması, yeşil enerjiye geçiş, karbon ticareti gibi başlıklarla çevre örgütlerinin yıllardır talep ettiği pek çok madde bu yasada yer alıyor.
Ama asıl soruyu şimdi sormalıyız:
Bu yasa gerçekten doğa için mi çıkarıldı?
Yoksa Avrupa’ya “biz de çalışıyoruz” mesajı vermek için mi?
Küresel Görünürlük mü, Yerel Sorumluluk mu?
Gerçek şu ki; bu yasa sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik bir metin.
Avrupa Birliği, 2026 itibarıyla sınırda karbon vergileri uygulamaya hazırlanıyor. Yani yüksek emisyonla üretim yapan ülkeler, ihracat sırasında ek vergi ödeyecek.
Türkiye gibi ihracata dayalı ekonomiler için bu ciddi bir tehdit.
İşte tam da bu nedenle, iklim yasası çevreyi korumaktan çok, sanayi ihracatını korumaya yönelik bir savunma mekanizması olarak görünüyor.
Muhalefetin ve çevre örgütlerinin eleştirileri de burada yoğunlaşıyor:
“Bu yasa, doğayı değil; ticareti kurtarmak için çıkarıldı.”
Kâğıt Üzerinde Yeşil, Sahada Gri
Yeni yasa; “yeşil dönüşüm”, “emisyon azaltımı”, “iklim finansmanı” gibi kavramlarla dolu.
Ancak iktidarın bugüne kadar çevre politikalarında izlediği yol, yasayla çelişiyor.
Aynı iktidar değil mi…
• Zeytinlikleri madencilere açan,
• Termik santralleri kapatmak yerine teşvik eden,
• Yangın uçaklarını almayı reddeden,
• HES projeleriyle dereleri kurutan,
• Paris İklim Anlaşması’nı yıllarca bekleten…
Şimdi soralım:
Gerçekten bu yasaya güvenmeli miyiz?
Yanan Sadece Orman Değil
Her yaz aynı sahneyi yaşıyoruz:
Koca koca alevler, dumana gömülen dağlar, yetersiz müdahaleler…
Ve her seferinde aynı açıklamalar:
“Soruşturma başlatıldı.”
“Tüm imkanlarımızla müdahale ediyoruz.”
Ama biz biliyoruz ki yanan sadece ağaç değil.
Bir köylünün geçimi, bir çocuğun oyunu, bir halkın belleği yanıyor.
Ve biz sadece ormanları değil; devletin refleksini, kamunun güvenini, ortak vicdanı da kaybediyoruz.
Karbon Ticareti: Yeni Bir Rant Alanı mı?
Yasanın en dikkat çeken maddelerinden biri de “ulusal karbon ticareti sistemi”.
Yani doğayı kirletme hakkı, parası olanlara satılabilecek.
Peki ya parası olmayan?
Köylü?
Çiftçi?
Ormanda yuvası olan canlılar?
Bu düzenleme, çevreyi bir hak değil; bir meta olarak ele alıyor.
Bu da iklim adaleti değil; iklim eşitsizliğidir.
Niyet Yoksa, Yasa Yetmez
Elbette yasa çıkarmak önemlidir. Ama tek başına yeterli değildir.
Çünkü bir yasanın değeri, onu çıkaranların niyetinde gizlidir.
Samimi bir irade, kararlı uygulama, halkı içine alan bir strateji yoksa; o yasa sadece bir vitrindir.
Muhalefetin bu yasaya mesafeli durmasının nedeni de budur.
Maddeler değil, zihniyet sorgulanmaktadır.
Çünkü bugüne kadar çevreyi değil rantı tercih eden bir iktidarın, “çevre yasası” çıkarması, doğal olarak güven vermiyor.
Ve unutmamalıyız:
Doğaya verilen zarar, yasa ile geri alınamaz.
Sonuç: Gerçek Yeşil, Uygulamada Belli Olur
İklim yasası kötü bir adım değildir. Ama iyi bir adım olması için;
• Termik santralleri durdurmalı,
• Ormanları gerçekten korumalı,
• Dereleri kurutanlara dur demeli,
• Uçak almayanlara hesap sormalıdır.
Aksi takdirde, bu yasa sadece Avrupa’ya gösterilecek yeşil bir kartvizitten öteye gidemez.
Gerçek çevrecilik yasada değil; yaşamda belli olur.
Gerçek irade, konuşmakta değil; daha yangın başlamadan harekete geçmekte ortaya çıkar.





