Bu satırları bir gazeteci olarak değil, bu ülkenin geleceğine inanan, yıllardır bu partide emek veren bir Cumhuriyet Halk Partili olarak kaleme alıyorum. Çünkü bugün susmak; yangını izlemek, umudu terk etmek demek. Bu yazı bir serzeniş değil, bir çağrıdır: Vicdanlı, sorumlu ve dayanışma dolu bir siyasete…
**
Ülke yangın yeri.
Ekonomik kriz, geçim sıkıntısı, kadın cinayetleri, genç işsizliği, derinleşen yoksulluk…
Yargı bağımsızlığına güven kalmamış, belediye başkanlarımız görevden alınıyor, seçilmişlerimize kumpaslar kuruluyor. Yerel yönetimlerin elindeki yetkiler tırpanlanırken, iktidarın medya gücü algıyla gerçekliği yerle bir ediyor.
Böylesi bir ortamda ne konuşuyoruz peki?
Birbirimizi…
Kongre süreci başladı. Aslında normalde olması gereken bir süreç bu. Tüzüğümüze, geleneklerimize uygun, partiyi yerelden yeniden inşa etme iradesinin yansıması…
Ancak ne yazık ki, bu dönemde kongre süreçleri yalnızca örgüt içi yenilenmenin değil, aynı zamanda kavgaların malzemesi hâline getiriliyor.
Partimizin ilgili kurulları yerine sosyal medya da yapılan, yapılacak her açıklama partimizi itibarsızlaştırmaya yarıyor. Oysa toplumun bizden beklediği, kendine dönüp hesaplaşan değil, bu ülkeye umut taşıyan bir muhalefet iradesi.
Ne yazık ki, siyaseti bir “hesaplaşma zemini”ne çeviren bu dil; sadece kişileri değil, hepimizi ve bütün bir muhalefet hareketini yıpratıyor. Ve iktidarın en çok sevdiği şey tam da budur: Muhalefeti muhalefetle meşgul etmek.
Değerli dostlar,
Siyaset bir mücadeledir, evet. Ama asla kişisel kin, öfke, intikam alanı değildir. Partiler; kurumsal kültürü olan, geleneği ve etik ilkeleri olan yapılardır. Partili olmanın ilk sorumluluğu da bu yapının saygınlığını korumaktır.
Bizim kavgamız birbiriyle değil, bu ülkeyi yoksulluğa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe mahkûm edenlerle olmalı. Bizim sesimiz, sokakta pazar filesini dolduramayanın sesi olmalı. Bizim sözümüz, yolsuzluğa direnenin, haksızlığa uğrayanın, susturulmaya çalışılanın yanında olmalı.
Bugün memleketin her köşesinde adalet çığlığı yükselirken, kendi içimize dönük hesaplaşmalara zaman ayırmak, en hafif tabirle halkımıza karşı sorumluluğumuzu unutmaktır.
CHP, hepimizin evidir. Ama bu evin duvarlarını içeriden yıkmaya çalışırsak, sadece kendimizi değil; bu partiye umut bağlayan milyonları da hayal kırıklığına uğratırız.
Kongreler; kişisel iktidar arayışlarının değil, toplumsal sorumluluğun ve örgütsel emeğin sahnesidir. Bu sahneye çıkan herkesin ağzından çıkan sözü ölçmesi, kime hizmet ettiğini tartması gerekir.
Bu ülkede bir çocuk yatağa aç giriyorsa, gençler pasaport kuyruğunda umut arıyorsa, kadınlar sokağa çıkarken canını düşünüyorsa, bizim önceliğimiz asla birbirimizle didişmek olmamalı.
Kongre süreci bir fırsattır. Yenilenme, arınma, güçlenme fırsatı…
Ama bu fırsatı çürütürsek, yarın neyi nasıl inşa edeceğiz?
Bizim derdimiz; bu ülkeye adalet, eşitlik ve onurlu bir gelecek inşa etmektir.
Ve bunun yolu; kavga değil, dayanışmadır.
Sevgiyle, umutla, inatla…





